Kadıköy'de tek bir odamız, ikinci el bir masamız ve bir tek müşterimiz vardı. O gün şunu kararlaştırdık: karşımızda oturan kişiye satabileceğimizin en iyisini değil, ona en uygun olanı önereceğiz. Bu cümle bugün hâlâ duvarımızda yazılı, çerçeveletmedik, kendimize hatırlatmak için olduğu gibi bıraktık.
İlk yıllar kolay değildi. Telefon edip “rakibinizin teklifi daha ucuz” diyen birine “haklısınız, gidin oradan alın” demek kolay değildir. Ama bir poliçeyi satmak uğruna birinin parasını boşa harcamasına gönlümüz razı olmadı. O yıllarda kaybettiğimiz birkaç müşterinin yerine, sonradan ailelerini, çocuklarını, şirketlerini bize getiren onlarca insan geldi.
Bugün otuzu aşkın danışmanımız var. Yirmiden fazla sigorta şirketiyle çalışıyoruz. Elli binin üzerinde aileyi güvende tuttuğumuzu söyleyebiliriz. Ama bunlar yalnızca rakam, ve sigortacılık rakamla anlatılacak bir iş değil. Bizim için her dosya, gece yarısı telefonu açan birinin sesinde başlıyor. Hasarın büyüklüğünden değil; arayanın o anda yalnız hissetmemesini sağlayan işten bahsediyoruz.
Yıllar içinde dijital araçlara, hızlı tekliflere, çevrim içi yenilemelere geçtik, çünkü kimsenin vakti yok. Ama bir hasar olduğunda hâlâ telefonu kendimiz açıyoruz, hâlâ ofise davet ediyoruz, hâlâ poliçenin satırlarını birlikte okuyoruz. Çünkü güven dediğiniz şey ekranda kurulmaz; karşılıklı oturulan masada kurulur.
Bu sayfada anlatılan ton kulağınıza tanıdık geldiyse, biz muhtemelen iyi anlaşırız. Kapımız her zaman açık.